Slider

tomis 3 1024x569 - İŞTEN ÇIKARMA ARACI OLARAK KOD-29 /SİNBO ÖRNEĞİ

İŞTEN ÇIKARMA ARACI OLARAK KOD-29 /SİNBO ÖRNEĞİ

KOD-29 gerekçe gösterilerek işten atılan ve 73 gündür fabrika karşısındaki direniş çadırında hakkını arayan Tüm Otomotiv ve Metal İşçileri Sendikası üyesi Dilbent Türker ile yaşadıklarını, hak gasplarını ve mücadelesini konuştuk.

Ne kadar zamandır Sinbo’da çalışıyorsun?

Dilbent: 3.5 seneden beri Sinbo’da çalışıyordum; 73 gündür de fabrika önünde direnişteyim.

Süreçten bahseder misin? Neden işten atıldınız, ne tür zorluklar yaşadınız?

Dilbent: Ağır ve kötü çalışma koşulları, iş kazaları, iş cinayetleri sebebiyle anayasal hakkımız olan sendikalaşma sürecine gittik. Bu süreçte birçok arkadaşımız işten atıldı. Pandemi döneminde de hastalığa yakalanmamamız için gerekli hiçbir önlem alınmadı. Bu yüzden sendikal faaliyetlerimizi yoğunlaştırdık.

7244 sayılı Kanun hayata geçirilince işveren bunu fırsata çevirip sadece sendikalı işçileri işten çıkardı. Böylece kötü çalışma koşullarını değiştirme çabamızı sekteye uğratmış oldu. Daha sonra bu kanunun haksız ve hukuksuz bir şekilde işten atmanın bir gerekçesi olarak kullanıldığına dair dava açtık. “Ücretsiz izin kaldırılsın; sendikalı ve güvenceli çalışma istiyoruz.” diyerek çadırımızı kurduk ve direnişe geçtik. Eylemimiz kamuoyu tarafından sahiplenildi; soru önergelerine konu oldu.

COVID-19’a yönelik önlemlerin alınmadığından bahsettin. Fabrikada herhangi bir denetim yapıldı mı?

Dilbent: Biz Çalışma Bakanlığının fabrikayı denetlemesi için çok uğraştık, dilekçeler verdik. 10 sene boyunca ilk defa bu dilekçeler sonrasında denetleme yapıldı. Ancak denetlemenin öncesinde haber verildiği için Bakanlık görevlileri gelmeden gerekli koşullar ayarlanıyor. Böyle olunca, gerçek durum ortaya çıkmıyor. Ancak Bakanlık Sinbo’da ücretsiz izin hakkının işverenler tarafından kötüye kullanıldığını belirledi.

Aynı şekilde, fabrikada sendikal faaliyetin engellendiği tespit edilerek bununla ilgili rapor hazırlanacağı söylendi ve iş başı yapmamıza karar verildi. Geriye dönük hak kayıplarımız giderildi ama işverene yönelik hiçbir yaptırım uygulanmadı. Herhangi bir yaptırım olmadığı için işbaşı yapmamızın ardından, yaşadığımız baskı ve mobbingin şiddeti arttı, tehdit edildik. Diğer işçilerle yakınlık kurmamızı engellemek için izole bir bölüme yerleştirildik. Ne yemeklerde ne tuvaletlerde iş arkadaşlarımızı göremedik. Sıkıştırıldığımız o izole alanlarda birçok hakaret ve tehdide uğradık. İtirazlarımızın sonucunda sadece 3 arkadaşımız bölümlerine geri alındı.

Tehdit ile ne kastediyorsun?

Dilbent: En temelde işten atmakla tehdit ediyorlardı, yaptılar da. “Yönetimle arası iyi olan bir işçi, sendika üyesi işçierin isimlerini tespit ederek yönetime verdi.” diye bir duyum almıştık, doğru çıktı. Bizim bölümden olmayan bir işçi, durup dururken bize sataştı. Biz de ona “Senin ne yapmak istediğini biliyoruz ve sana karşılık vermiyoruz.” dedik. Sonrasında bu işçi, bir iş çıkışında güvenlik kamerasının olduğu bir yerde hakaret ederek ve yönetiminde arkasında olduğunu açık bir şekilde belirterek bizi tehdit etti. Ertesi gün şikayet dilekçesi yazdım ama beni çağırıp o kişinin benden şikayetçi olduğunu söylediler ve savunmamı istediler. Dilekçede ben ne yazmışsam, aynı şeyleri bana, ben yapmışım gibi sordular ve şikayetimi dikkate almadılar. “Kameralara bakın, orada kimin kime ne söylediği belli!” dedim, bakmadılar. Beni işten atmak istiyorlardı ve bu durumu bahane ederek işten attılar.

İşten çıktıktan sonra yalancı şahitlik, iftira, hakaret ve tehdit sebebiyle savcılığa suç duyurusunda bulundum, henüz bir sonuç çıkmadı. Bunun sonrasında da KOD-29’un kaldırılması için burada eyleme başladık.

KOD-29’dan işten atıldınız. Biraz KOD-29’dan da bahseder misin?

Dilbent: Pandemi döneminde işten çıkartma yasak olduğu için KOD-29 çok kullanıldı. Eğer bir işçi KOD-29 sebebiyle işten atılıyorsa sicili bozuluyor, işsizlik maaşı alamıyor, kıdem ve ihbar tazminatı alamıyor. Şahit bulamazsa dava bile açamıyor. İşçinin sicili de bozulduğu için iş bulması güçleşiyor. Yani işçiyi açlığa, işsizliğe, yoksulluğa mahkum ediyorlar. Örneğin ben birkaç yere başvurdum ama işe alınmadım. Dava açtım ama dava 3-4 yıl sürebilir. O süre boyunca ne yapacağım?

Bu tip durumlar işçileri kötü koşullarda, sigortasız, düşük ücretlere çalışmak zorunda bırakıyor. İşçiyi suçlayan işveren, suçlamalarını kanıtlamak zorunda bırakılmıyor ama işçi, suçlamanın yanlış olduğunu göstermek zorunda kalıyor. Şu an çalışmaya devam eden arkadaşlarımız, yönetimin işçileri KOD-29 ile işten atmanın yollarını aradıklarını ve her şeye tutanak tutulduğunu söylüyorlar. Örneğin COVID-19 sebebiyle “Çay alanı kalabalık olmasın. Makinenin başında çay için!” diyorlarmış, makinenin başında çay içildiğinde de fotoğraf çekip tutanak tutuyorlarmış.

tomis2 1 1024x583 - İŞTEN ÇIKARMA ARACI OLARAK KOD-29 /SİNBO ÖRNEĞİ

Savcılığa şikayette bulundunuz. Başka bir girişiminiz de oldu mu?

Dilbent: Şikayet dilekçelerini hem CİMER’e hem Çalışma Bakanlığının müfettişliklerine gönderdik. Bize verdikleri cevap şu oldu: “Bu iş feshidir, bizimle ilgili bir durum değil; mahkeme yoluna gitmelisiniz.” Biz de “Bu koşulların ortaya çıkması, hiçbir yaptırımı olmayan uygulamaların sonucu. Bu uygulamalarla işverenler korunuyor ve şikayetlerimiz sizler tarafından göz ardı ediliyor.” dedik ama verdikleri cevap hep aynı.

Çalışma koşullarını sormak istiyorum. Meslek hastalıkları ve iş kazaları metal sektöründe çok yaşanıyor. Fabrikadaki durum nasıldı?

Dilbent: Gerekli güvenlik önlemleri asla alınmıyor. Ne kadar kötü koşullarda çalışıldığı, iş kazalarına nasıl davetiye çıkartıldığının anlaşılması için şunu anlatayım: Özellikle enjeksiyon ve büyük makinelerde sorunlar çıkıyor. Normalde bunların kendi güvenlik sensörleri var. Bu sensörler makine içinde el, kol gibi bir uzuv gördüğünde makinenin kendiliğinden durmasını sağlıyor. Ancak bu sensörler, daha çok iş çıksın diye bilerek iptal ediliyor. Sensörler belli bir saniyede çalışırken, devreden çıkarıldıklarında makine takır takır işlemeye başlıyor.

 Sensörlerin kaldırılmasıyla bu makineler parmak, kol ne görürse alıp götüren bir alete dönüşmüş oluyor. Daha hızlı çalıştığı için de işçi acele etmek zorunda kalıyor ve kaza geçirme ihtimali artıyor; iş güvenliği uzmanları da buna ses çıkarmıyor. Onlarca işçi arkadaşımız bu yüzden sakat kaldı, elini kolunu kaybeden çok oldu. Hatta yeri gelmişken şunu da ekleyeyim: Bantta ürünler biriktiği için işçiler tuvalete dahi gitmemeye çalışıyorlar ve bu yüzden özellikle az su içiyorlar; “Tuvalete gitmeyelim, azar işitmeyelim. “ diye düşünüyorlar.

Merdivenden düşme kayma kazaları da çok oluyor. Her sene işçilerden düşüp bir yerlerini kıranlar, sakatlananlar oluyor ama bir tane kaymaz paspas almıyorlar. İş güvenliği uzmanlarına söylediğinde de sadece kaygan zemin levhası koyuyorlar. Önlemsizlikten iki iş cinayeti de gerçekleşti burada.

Anlatır mısın?

Dilbent: İş cinayetlerinden birisi gece vardiyası sırasında oldu; bir işçi asansör boşluğuna düştü. O boşluk işçiler tarafından birçok kez dillendirildi ama önlem alınmadı; O arkadaş öldükten sonra ise boşluk kapatıldı. Diğer iş cinayeti de forkliftte gerçekleşti. Elektrik tesisatı yapan işçi, emniyet kemeri olmadığı için Cuma günü düştü ve Cumartesi günü öldü. Bu işçinin Pazartesi günü cenazesi vardı, iş arkadaşları cenazesine gitmek istedi ama yönetim izin vermedi. O psikolojiyle çalışmaya devam eden işçilerden biri aynı gün makineye elini kaptırdı ve dört parmağı koptu.

İş kazası yerine neden iş cinayeti dendiğini bu ölümler gösteriyor. İşverenin başına bir şey geldi mi?

Dilbent: Hiçbir şey olmadı.

Meslek hastalıkları konusunda ne söylersin? İşçilerin ne tür sağlık sorunları oluyor?

Dilbent: Meslek hastalığı olarak sinir sıkışması çok fazla gerçekleşiyor. Sinirleriyle ilgili sorunlar yaşayan işçilere mobbing uygulayarak onların işten çıkmasını sağlamaya çalışıyorlar. Kimi işlerin oturarak yapılması gerekiyor ancak işler azaldığında işçiyi yıldırmak için birdenbire “Oturmak yasak!” diyorlar. İşçiler alçak masaların başında ayakta durarak iş yapmaya zorlanıyorlar. Böylece ergonomik açıdan işverenin alması gereken önlemlerin alınmaması bir yana olan koşulları dahi özellikle zorlaştırıp işçileri istifa etmek zorunda bırakıyorlar. İşler yoğunlaşınca ve işten çıkarma niyetleri ortadan kalkınca da yeniden oturarak çalışma düzenine dönüyorlar. Herşey bu kadar keyfi.

Çalışma alanında plastik ve metal erimesinden kaynaklı bir hava oluyor ve işçiler bu ağır havayı solumak zorunda kalıyorlar. Bir havalandırma da yok!

Çalışma koşullarıyla ilgili kadın, genç, yaşlı gibi özellikler üzerinden herhangi bir ayrım yapılıyor mu? Örneğin, SML-Etiket röportajında kadınların daha az ücret aldığını söylediler.

Dilbent: Aynı durum Sinbo için de geçerli, kadınlar daha az ücret alıyorlar. Ayrıca, işe alımlarda orta yaşlı– yaşlı insan almayı tercih ediyorlar. Genellikle genç insanlar daha kolay iş bulabildikleri için burada işe alınan 60 yaşındaki işçi, kendisini şanslı hissediyor; “Buradan ayrılırsam bir daha iş bulamam.” diyor. Bu durum da ses çıkarmasını zorlaştırıyor.

KOD-29’un kaldırılarak 9 ayrı koda dağıtıldığı söylendi. Bu yeni durum için ne söylemek istersin?

Dilbent: KOD-29’un kaldırılması gibi bir durum söz konusu değil. Kodun bu şekilde ayrıştırılması sorunlarımızı çözmeyecektir. Bir açıdan, bu düzenlemeyle birlikte kodun ucu açık bir kod olduğunu itiraf etmiş olsalar da bu duruma bir çözüm üretmiş olmadılar. Onun yerine kelime oyunu oynadılar ve bizlerin uğradığı haksızlığın önüne geçecek bir düzenleme yapmadılar.
Bizler yüz kızartıcı bir suç işlemedik; anayasal hakkımızı kullanarak sendikalı olduk. Bunun ardından da işveren suçlamalarını ispatlamaksızın bu kodu kullanarak bizi işten attı. Bu haksız ve hukuksuz uygulamalara karşı bir yaptırım olmalı ve KOD-29 ile işten atılan işçiler işe geri iade edilmelidir.

1556 gösterim

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

MESLEK HASTALIKLARI NEDİR? Meslek hastalığı; işçinin çalıştığı veya yaptığı iş şartları nedeniyle ortaya çıkan geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal rahatsızlık halidir.